|
?BİR BEBEĞİMİZ OLSUN? DEMEKLE BEBEĞİNİZ OLUR MU?
Doğal Hayatta Nasıl Gebe Kalınır: Anatomi ve Fizyoloji
Dr. Bora Cengiz
Aklınızdan daha ilk geçtiği anda bebek sahibi olabilir misiniz? Bazıları bunun oldukça kolay olduğunu düşünürler, hatta bazı ?çok erkekler?; ceketimi çıkartıp yatağa atıyorum, bir bakıyorum, hanım hamile kalmış, der. Oysa biliyoruz ki hamile kalmak için marifetli bir ceketten çok daha fazlası gereklidir. Çiftlerin yüzde 15?inde erkek bütün gardırobunu yatağa boşaltsa da gebelik gerçekleşmez. Bir bebeğe sahip olabilmek için yapı (anatomi) olarak sağlıklı anne babaya, hem erkek hem de kadında sağlıklı çalışan yumurtalıklara (kadında overler ve erkekte testisler), yumurtalıkların sağlıklı olarak çalışmasını sağlayan hormonlara ve bütün bunlarla birlikte iyi bir zamanlamaya ihtiyaç vardır. Bundan önceki cümlede dört kere tekrarladığım gibi, üreme için çok ?sağlıklı? olmak gerekiyor.
Bu ilk bölümde size üreme sağlığının bileşenlerinden bahsedeceğim. Yani, bebek sahibi olmak için aslında bir ceketten fazlasına sahip olmanız gerektiği üzerinde duracağım. Doktorların tek görevi tanı ve tedavi değildir. Bir görevimiz daha var, sizleri bilgilendirmek ve bilinçlendirmek; elinizdeki kitabın tamamı bunu hedefliyor. Bu bölümde kullanılan terimler size teknik ve anlaşılması zor gelebilir, kolay anlayabilmeniz için ilk karşılaştığınız terimlerin genel anlamını parantez içinde belirteceğim (uterus=rahim gibi). Bu bölümü bitirdikten sonra ?yumurtalıklarınızın neden üşüyemeyeceği?, adet kanamasının kirlenme ya da vücuttan toksinlerin atıldığı bir dönem olmadığı gibi faydalı bilgilerle donanacaksınız.
SAĞLIKLI KADIN VE ERKEK NE DEMEKTİR?
Birinci şart; sağlıklı bir anatomidir. Anatomi, Yunanca?da ?kesip çıkarmak? anlamına gelen bir sözcüktür ve biyoloji biliminin canlıları yapısı ve düzeniyle ilgilenen dalıdır. İnsan vücudunu inceleyen bu bilim dalının bütün bölümlerini burada tartışacak değiliz. Tıp eğitimi sırasında bizim bir yılımız bu bilim dalını öğrenmekle geçti. Ama ne tıp fakültelerinde ne de oraya erişene kadarki ortaokul-lise döneminde cinsel eğitim dersleri verilmediği için üreme sağlığının detaylarıyla ilgili sağlıklı bilgilere kavuşma imkânı olmadı.
Oysa sağlıklı üremenin ilk koşulu insanın kendi bedenini ve karşı cinsin bedenini doğru olarak bilmesi, tanımasıdır. Burada ?doğru? kelimesini özellikle vurgulamak istiyorum. Bütünüyle sağlıklı olan ve bebek sahibi olamayan yüzlerce çiftle karşılaştım. Bazılarında bebek sahibi olamamalarının tek sebebi, bedenlerini tanımamaları ve cinsel birleşmeyi başaramamış olmalarıdır. Toplumsal öğretilerle korkutulan ama bilgilendirilmeyen bu çiftler çok zaman ilişkiye nereden ve nasıl girileceğini bilemezler. Bunun tam tersi noktadaysa, istemeden gebe kalmış ve kürtaj için başvuran çiftler vardır. Hepsi üreme sağlığıyla ilgili kulaktan dolma bilgilerle donatılmış, basit gerçekleri bilmedikleri için istemeden gebe kalmış veya istedikleri halde gebe kalamamış çiftlerdir. Bunun suçlusu o çiftler değil, üreme sağlığı konusunda zamanında ve doğru bilgilendirme yapmakla yükümlü olanlardır. Şimdi biz kendimize düşen sorumluluğu bu kitapla üstleniyoruz; o yüzden, kitabımızı sıkılmadan sonuna kadar okuyabilmenizi diliyorum.
A) KADIN ÜREME ORGANLARI
Anatomik olarak üreme organlarını dış ve iç genitaller (üreme organları) şeklinde ikiye ayırıyoruz.
Vulva (Resim 1) dış üreme organıdır. Pubis, labium majus (dış dudaklar), labium minüs (iç dudaklar) ve klitoristen oluşur. Himen (kızlık zarı), dış genitaller ile iç genital organlar arasındaki sınırdır.
Kadında iç genitaller (Resim 1) bacakların hemen üzerinde yer alan leğen kemikleri ve kuyruk sokumu tarafından oluşturulan pelvik kemikler içinde koruma altına alınmıştır ve şu organlardan oluşur:
? Vajina (hazne-dölyolu),
? Uterus (rahim-dölyatağı),
? Uterus tüpleri (fallop tüpleri),
? Overler (yumurtalık).
Kadın Dış Genital Organları: Vulva
Kadın genital organlarının dışarıdan görülebilen kısmına topluca ?vulva? denir. Vajina girişini örten deri kıvrımları olarak tanımlayabileceğimiz labium majus ve minus (büyük ve küçük dudaklar), küçük dudakların en yukarıdaki birleşme noktalarının hemen altında yer alan klitoris, mons pubis (dudakların üstteki birleşim yerinin yukarısındaki üçgen şeklinde kabarık deri parçası ile altındaki kabarık yağ dokusu) ve salgı yapan bazı bezleri içerir.
Klitoris, fonksiyon ve anatomik olarak erkekteki penisin minyatürüdür. Kanlanması ve sinir uçları yoğun olduğundan son derece duyarlıdır. Cinsel ilişki esnasında penis gibi sertleşerek orgazmda rol oynar.
Klitorisin hemen altında idrar yolu çıkışı, onun da altında vajina girişi yer alır. Mesaneden (idrar kesesi) çıkan idrarın dışarı taşındığı kanal üretra adını alır. Üretra kadında erkeklere oranla kısadır. Yakınındaki organlar nedeniyle kadınlarda idrar yolu enfeksiyonu daha sık görülür.
Vajina girişinin iki yanında, büyük dudakları yapan deri tabakasının hemen altında birer tane salgı bezi yer alır. Cinsel ilişki esnasında vajina girişinin ıslanarak kayganlaşmasını sağlayan bu yapılara Bartholin bezi adı verilir. Birer kanalla vajina girişine açılırlar. Mikrobik ya da mekanik olarak kanalın tıkanması Bartholin kistine yol açar. Gonore (erkeklerde bel soğukluğuna neden olur) gibi mikropların yol açtığı enfeksiyonlar bu kanalları tıkarsa bez içinde biriken iltihaplı sıvı apseleşmeye neden olur (bartholin apsesi).
Kadın İç Genital Organları: Vajina
Ortalama 7-10 cm. uzunluğunda ve boru şeklindedir. Kızlık zarından başlayarak servikse (rahim ağzı) ulaşır. Normalde ön ve arka duvarı birbiri üzerine katlanmıştır. Pozisyonu yukarıdan aşağıya, biraz da arkadan öne doğrudur. Adet kanının çıkışı ve cinsel ilişki vajina yoluyla olur. Doğumda bebeğin çıkışına müsaade edecek kadar esneyebilir. Benzer şekilde, cinsel ilişki esnasında genişliği ve uzunluğunu duhul olan (giren) penisin çapı ve uzunluğuna göre belli oranlarda arttırabilmektedir. En az esnek olan kısmı alt ağzı, yani dışarı açılan kısmıdır.
Vajinanın hemen girişinde himen (kızlık zarı) vardır. Himen esnek yapıdadır. Sinir ucu barındırmaz. Doğumsal olarak tam kapalı (imperfore himen) olabilir. Bu durumda ergenlik döneminde beklenen adet kanaması vajen çıkışı kapalı olduğundan görülmez. Aylık kanamalar vajinada birikerek hematoma yol açar. Bu durum basit bir cerrahi işlemle düzeltilebilir. Kadınların yüzde 30?una yakınındaysa himen ilişkiyle yırtılamayacak kadar esnek ya da gelişmemiş olabilir. Bu yüzden, ilk ilişkide kanama görülmeyebilir. Vajinanın dip noktasında serviks (rahim ağzı) vardır.
Uterus
Uterus, ters dönmüş armut şeklinde, kuvvetli kaslardan yapılmış bir organdır (Resim 1). Esas fonksiyonu döllenen yumurtanın yerleşmesine (implantasyon) uygun olan ortamı hazırlamak, bebeği taşımak, sonra da kasılmalar yoluyla doğumu gerçekleştirmektir. Kadının doğum yapıp yapmamasına bağlı olarak 6-8 cm. uzunluğunda, 4-5 cm. eninde, 2,5-3,5 cm. kalınlığındadır. Sıklıkla öne doğrudur, bazı kadınlarda rahim düz durumda veya geriye doğru dönük olabilir. Bu durum doğuştansa sorun değildir. Ancak iltihaplar, ameliyatlar veya endometriosise bağlı yapışıklıklarla da geriye dönmüş olabilir, böyle durumlarda ağrıya neden olabilir.
Uterusu iki bölümden oluşur: korpus (ana bölüm) ve serviks (rahim ağzı). Korpus, aylık kanamalara sebep olan endometriyum tabakası (rahim içini döşeyen ve döllenme sonrası bebeğin tutunduğu doku) ve dıştaki kas tabakasından oluşmaktadır. İçindeki çeyrek çay kaşığı sıvı alacak kadar geniş olan boşluk, gebelikte bir balon gibi büyür. Uterusun iç yüzeyini endometriyum adı verilen çok özel bir doku kaplar. Endometriyum her adet döneminin başlangıcından itibaren gebeliğe hazırlık yaparak kalınlaşmaya başlar. Bu gelişme yumurtalıklardan salgılanan hormonların (östrojen-progesteron) etkisiyle olur. Eğer gebelik oluşmazsa hormonal destek kesilir ve endometriyum dökülerek dışarı atılır (adet kanaması-menstruasyon). Uterusun iç üst kısımda sağda ve solda tubalara (kanallara) açılan delikler vardır. Döllenmiş yumurta buradan rahim içine ilerler.
Serviks, sert bir silgi kıvamında, silindirik şekildedir. Rahmin üçte birini oluşturur. Vajina içine doğru uzanır. Ortasında rahim içine geçişi sağlayan bir kanal vardır. Spermlerin (erkek menisindeki hücreler) geçişi buradan olur. Normalde milimetrik genişlikte olan bu kanal doğumda 10 cm. genişleyerek bebeğin geçişine imkân tanır. Serviksin vajina içinden görülen dış kısmına portio (parça) denir. Halk arasında ?yara? olarak tanımlanan değişiklikler burada olur. Burası aynı zamanda ?smear? testinin alındığı bölgedir. Bu testle rahim ağzı kanserinin başlamadan teşhis ve tedavi edilmesi mümkündür. Serviksin mukus adı verilen sümüksü bir salgısı vardır. Yumurtlama günleri dışında koyu bir kıvamdadır, yukarıya sperm ve mikrop geçişi zorlaşır. Yumurtlama günlerinde bu salgı hormonların etkisiyle yumuşar ve artar. Böylece spermler rahim içine geçerek yumurtayla buluşacakları tüpe doğru kolaylıkla ilerleyebilirler. Servikal mukusu salgılayan bezler kripta adı verilen küçük girinti ve çıkıntılar oluştururlar. Bunlar spermler adına barınak görevi yaparlar. Burada 48 saate kadar bekleyebilen spermler daha sonra yukarıya doğru hareketlenerek gebelik oluşturabilirler.
Fallop Tüpleri
Rahmin her iki yanında, açılmış kollar gibi yumurtalıklara doğru uzanan birer kanal vardır. Yaklaşık 10 cm. uzunluktadırlar. Tüplerin esas görevi yumurtalıktan atılan oositi alıp spermle döllenmesine yardımcı olmak ve döllenmiş yumurtanın rahim içine transferidir. Tüp bütün bunları yaparken aktif olarak çalışır. Yumurtalıkların hemen üzerine açılan kısmına fimbria adı verilir. Fimbria, parmaksı çıkıntılardan oluşur. Yumurtalıktan atılan yumurtayı süpürgemsi hareketlerle yakalar. Tüplerin iç yüzeylerini kaplayan titrek tüycükler hareket ederek yumurtanın uterusa doğru ilerlemesini sağlarlar. Buradaki hücrelerin yaptığı özel salgılar da yumurtanın döllenmeden önce ve sonraki beslenme ve büyümesinde önemli rol oynarlar. Tüp bebek laboratuarlarında embriyoların saklandığı özel sıvılar da tüplerdeki salgılar taklit ederek geliştirilmişlerdir. Yumurtlama, tüplerde döllenme ve döllenmiş yumurtanın implantasyonuna (rahimin iç duvarındaki endometriyum tabakasına yerleşme) kadar geçen süre yaklaşık yedi gündür ve bu süre içinde döllenmiş yumurta tüpler ve endometriyumdan salınan işte bu salgılarla beslenmektedir.
Overler
Rahmin her iki yanında birer adet over (yumurtalık) bulunur. Oositler (yumurtalar) bu overlerde taşınırlar. Kadında ilk ovülasyonu (yumurtlama) ergenlikle başlar ve menopoza (adetten kesilme) kadar geçen süre içinde yaklaşık yedi yüz kez ovülasyon olur. Overlerdeki yumurta rezervi ergenlikten itibaren bellidir ve yenisi asla yapılmaz. Yaş ilerledikçe yumurtalar azalırken yumurtalıklar da küçülür.
Olgunlaşmamış haldeki yumurtalar folikül adı verilen hücreyle döşeli küçük keseciklerin içinde yer alırlar. Yumurtlama takibinde ultrasonografiyle gelişimi takip edilen bu keseciklerdir. Adet başlangıcında yapılan ultrasonografiyle bu keseciklerin sayısına ve yumurtalık büyüklüğüne bakılarak over rezervi (zenginliği) hakkında fikir sahibi olunabilir. Bu rezerv doğurganlık ve tedavilerdeki başarı oranı açısından büyük önem taşır.
Aylık yumurta gelişimi ve ovülasyon beyindeki hipofiz bezinden salgılanan gonadotropin isimli hormonların etkisi altındadır. Gonadotropinler folikül ve oosit gelişimini ve fonksiyonunu uyaran hormonlardır. Yumurtalıkların diğer önemli göreviyse östrojen ve progesteron isimli çok önemli hormonların salgılanmasıdır. Bu hormonlar da gonadotropinlerin kontrolü altındadır. Östrojen hormonu ergenlikle birlikte ortaya çıkan sekonder (ikincil) seks karakterlerinden (meme büyümesi, dış genital bölgede ve koltuk altında kıllanma gibi) sorumlu hormondur. Rahmin gebeliğe hazırlanmasında rol alır. Menopozda ortaya çıkan ateş basması, kemik erimesi gibi şikâyetlerin esas sebebi de östrojen eksikliğidir. Progesteron ise özellikle gebeliğin devam ettirilmesinde önemlidir.
B) ERKEK ÜREME ORGANLARI
Tıpkı kadındaki gibi erkekte de üreme organları iç ve dış olarak ayrılır (Resim 2).
Dış genitaller, penis ve skrotumdan (kese-torba), iç genitaller ise şunlardan oluşur:
? Testis ( Erbezi),
? Epididimis,
? Duktus deferens,
? Seminal vezikül,
? Bulboüreteral bez,
? Prostat.
Erkek Dış Genital Organları: Penis
Erkek cinsel temas (koitus) organıdır. Penis uyarılmasıyla içindeki süngerimsi dokular kanla dolup sertleşerek (ereksiyon) koitus sırasında meninin rahim ağzına doğru boşaltılmasını (ejakülasyon) sağlar. Ereksiyonda ortalama boyu 14-15 cm., eni ortalama ortamla 4 cm.?dir. İçerisindeki üretra adı verilen kanal, prostat içinden geçen spermlerin dışarı taşındığı yoldur. İdrar da bu kanal yardımıyla atılmaktaysa da meni ile idrar sağlıklı bireylerde birbirine karışmamaktadır.
Skrotum
Testisler (erkek yumurtalıkları), epididimis ve vas deferensin (testiste üretilen spermleri prostatlara taşıyan tüpler) bir kısmını barındıran, penisin hemen altından aşağı doğru sarkan torbadır. Skrotum içindeki sıcaklık karın boşluğuna göre 2-2,5 derece daha düşüktür. Bu ısı farkı sperm yapımının devam ettirilebilmesi için zorunludur. Skrotum soğuk havalarda büzüşüp, sıcakta gevşeyerek iç ısısını sabit tutmaya çalışır.
Erkek İç Genital Organları: Testis
Skrotum (erbezi torbası) içinde yer alan bir çift yumurtalıktır. Yanlardan biraz basılmış bir kuş yumurtası büyüklüğündedir. 4-5 cm. uzunluğunda, 2,5-3 cm. kalınlıktadır. Sperm adı verilen erkek cinsiyet hücreleri ile testosteron adı verilen erkek cinsiyet hormonunu üretirler. Sperm testis içerisindeki seminifer tübüler adı verilen kanalcıklar içinde üretilir. Bir spermin yapımı yaklaşık 72 gün sürerken dakikada 50 bin sperm üretilebilir. Ergenlikte başlayan sperm üretimi, kadından farklı olarak, neredeyse ölene kadar devam eder. Sperm üretimi de hipofiz bezinden salgılanan gonadotropinlerin kontrolü altındadır.
Epididimis
Testiste üretilen spermlerin hareket ve dölleme yeteneklerine kavuştuğu, testisin üzerine kıvrılmış virgül şeklinde kese benzeri bir yapıdır. Testisden çıkan spermler buraya taşınır.
Duktus Deferens
Vas deferens de denir. Cinsel ilişki esnasında kasılarak, epididimiste birikmiş olan spermleri dışarı doğru taşır. Vazektomi adı verilen kısırlaştırma operasyonunda bu kanal kesilip bağlanır.
Vesikülo Seminalis ? Bulboüreteral Bezler ? Prostat
Vas deferensin taşıdığı spermler prostatın kendi kanalıyla yoluna devam eder. Prostat, mesane (idrar kesesi) altında yerleşmiş kestane büyüklüğünde bir organdır. Vesikülo seminalis ve bulboüreteral bezlerle birlikte yaptıkları salgılar semenin (meni) büyük kısmını oluşturur. Bir ejakulasyonda (orgazm esnasında meninin dışarı çıkışı) 2-5 ml. arası sıvı boşalır. İçinde 200-300 milyon arası hızlı ve yavaş hareketli sperm vardır. Meninin vajinaya boşaldıktan sonra dışarı geri akması çiftlerde gereksiz yere endişe yaratabilmektedir. Oysa eğer vajen ve serviksin ortamı uygunsa ileri hareketli spermler serviksi geçerek uterus içine ve tüplere doğru yola çıkmıştır ve yumurtanın tüplerde bulunduğu bölüme yaklaşık yüz kadar sperm ulaşarak bir tanesi döllenmeyi başaracaktır.
NEDEN HER AY ADET KANAMASI OLUR?
İnsanoğlunun dünyayı hızla ele geçirebilmesinin en önemli sebeplerinden biri, kadınların her ay adet görmesidir. Böylece kadın her ay üreme, yani gebe kalabilme potansiyeline sahip olur. Ancak gelişmiş primatlarda görülebilen bu durum, insanoğlunun hayatta kalabilme ve türünü devam ettirebilmesi açısından en önemli avantajıdır. Peki, bir kadın her ay adet görmeli midir? Üreme fonksiyonlarının sağlıklı olduğunun en önemli göstergesi her ay düzenli adet görmektir. Düzenli adetler, düzenli ovülasyon olduğunu ve üreme hormonlarının düzgün olarak çalıştığını gösterir. Adet görmek yumurtanın döllenmemesi sonunda oluşan hormonal değişikliklerin bir neticesidir. Adet ile vücut toksinlerden ya da zehirden kurtulmadığı gibi adet görmeyen bir kadında da toksinler birikerek zehirlenme olmaz. Kültürümüzde kadınların büyük bir çoğunluğu hâlâ adet görmenin utanılacak bir şey olduğunu zannederek yetişmektedir. Oysa bir kadının ilk adeti ile insanoğlunun sağ kalabilmesi için gerekli olan üreme potansiyeline kavuştuğu gün, utanılacak değil kutlanacak ve kutsanacak bir gündür. Genç kızlarımızın toplum tarafından korkutulup utandırılmasına yol açan bu yanlış eğitim bana göre bilinçli bir aşağılamadır. Kadınların toplumumuzun ve dünyanın geleceğine yön verecek nesilleri doğurabilme gücüne ve ayrıcalığına sahip olduğunu bilen ve bundan ürken bireylerce yapılan bir aşağılamadır.
Kadın üreme sistemi aylık ritimde çalışır. Menstrüasyonun (adet kanaması) başladığı gün adet döngüsünün ilk günüdür. Her dönem ortalama yirmi sekiz gün sürer. Bu sürenin 1-7 gün arasında sürmesi ve 21-35 beş günde bir tekrarlanması normal kabul edilir. Her döngüde gebelik için hazırlık yapılır. Bunu çok sevdiğim bir hocam ?misafir için her ay yeni bir yatak hazırlamak? olarak tanımlar, hakikaten de döllenmiş yumurtanın implantasyonu için hazırlanmış olan besleyici ve embriyoyu tutucu özeliklere sahip bu yatak, misafiri gelmeyince yenilenmek üzere vücuttan atılır. Sonuç olarak, gebelik gerçekleşmezse adet kanaması başlar. Bu, bir dönemin bittiğini gösterirken yeni dönemin de başladığının habercisidir.
Aylık döngülerin kontrolü hipofizden salgılanan gonadotropin isimli hormonların etkisi altındadır (Şekil 1). Hipofiz beyne bağlı, hormon salgılayan bir bezdir. İki önemli gonadotropin vardır; folikül uyarıcı hormon (FSH) ve lüteinize edici hormon (LH). Her adet döneminin başlangıcı ile yumurta büyümesi ve yumurtalıklardan östrojen ile progesteron hormonlarının salgılanması bu hormonlarla uyarılır. İnfertilite tedavisinde yumurta büyütmek için kullanılan iğneler LH, FSH veya her ikisini içerir.
Bir kadının ömür boyu kullanacağı yumurtalar henüz anne karnında iken yapılmaya başlar. Yumurta sayısı anne karnındaki 4-5. aylarında en yüksek seviyeye ulaşır. Bundan sonra yeni yumurta yapılmaz, ancak yumurta sayısı azalmaya başlar. Ergenlikten hemen sonra bir grup yumurta yaklaşık 70-80 gün süren bir büyüme sürecine girer ve bunun sonunda bazı yumurtalar gelişemeyerek atreziye uğrarlar, yani küçülüp yok olurlar. Bu büyüme-yok olma süreci menopozda yumurtalar bitinceye kadar sürerken çocukluk, gebelik gibi doğurgan olunmayan dönemlerde bile devam eder. Bu yumurtalardan her ay bir tanesinin büyümesini devam ettirerek gerekli olgunluğa ulaşması ve yumurtlama olması, ergenlik döneminde gonadotropinlerin salınmaya başlamasıyla olur. Adetin birinci gününden itibaren yükselmeye başlayan FSH etkisiyle, yumurtalardan bir tanesi yok olmadan olgunlaşmasını tamamlar. Yani, her dönem potaya birden fazla yumurta gider, ancak bir tanesi basket olur. Normal bir kadın hayatında 700 kez yumurtlar. Oysa doğmadan önceki 4. ayda daha anne karnında iken 6-7 milyon, doğduğunda ortalama 2 milyon, ergenlikte 300 bin kadar yumurtası vardır.
TÜP BEBEK TEDAVİSİYLE
YUMURTALARIM BİTER Mİ?
Tüp bebek gibi çok sayıda yumurtanın büyütüldüğü yöntemlerle tedavi gören kadınların endişelerinden biri de yumurtalarının biteceği, erkenden menopoza gireceklerini düşünmeleridir. Bu yöntemlerde sadece zaten büyüme-yok olma sürecine girmiş olan yumurtaların hepsinin basket olması, yani olgunlaşması sağlanır. Dolayısıyla, ilaçlar menopoz yaşını etkilememektedir. Diğer taraftan, doğum kontrol haplarıyla yumurtlamayı engelleyerek de menopozu geciktiremeyiz. Kadının üretken dönemi ergenlikte gonadotropinlerin salgılanmasıyla başlar (menarş-ilk adet), hormonlara cevap veren yumurtaların bitmesiyle son bulur (menopoz).
Adet dönemlerini daha iyi anlayabilmek için üç bölüme ayırabiliriz:
I) Foliküler faz: Bu dönemde yumurtalıkta yumurta içeren folikül gelişirken endometriyumda da proliferasyon olmakta endometriyum dokusu çoğalmaktadır. Baskın hormon östrojendir. Adetin ilk gününden yumurta çatlamasına kadar olan dönemdir.
II) Yumurtlama.
III) Luteal faz: Bu dönemde yumurtanın atılmasını takiben oluşan kistten progesteron salınmaktadır. Progesteronun etkisiyle döllenmiş yumurtanın beslenmesi için tüple ve endometriyumda salgılar oluşur. Bu nedenle, bu faz sekretuar (salgılayıcı) dönem olarak da adlandırılmaktadır. Yumurtlamadan sonra adetin tekrar başlamasına kadar olan dönemdir. Yumurta bu dönemde döllenip uterusa tutunur (implantasyon).
Aslında az önce anatomiden bahsederken fizyolojik döngüden de biraz bahsettim. Şimdi bazı bilgileri tekrar olarak değil de pekiştirme olarak kabul ediniz. Her adet dönemi kandaki FSH düzeyinin yükselmesiyle başlar. FSH etkisiyle yumurtalıkta bir grup folikül büyümeye devam eder. Foliküller ultrasonografide su dolu küçük kesecikler gibi görülür. Her birinde bir oosit (yumurta) vardır. Foliküller büyürken östrojen salgısı da yaparlar. Östrojen hormonu rahim iç yüzeyini kaplayan endometriyumu uyararak kalınlaşmasını ve embriyoyu tutacak hale gelmesini sağlar. Diğer yandan da rahim ağzı salgısında sperm geçişini kolaylaştıracak değişikliklere, özellikle kıvamının incelmesine neden olur. Östrojen hormonu yeterince artınca, bu durum beyin tarafından algılanarak hipofize FSH salgısını azaltması emri verilir. FSH düzeyinin azalması diğer büyümekte olan foliküllerden çoğunun tekrar küçülerek kaybolmasına yol açar. Bunlar arasından en büyük olanıysa büyümesini devam ettirerek gebelik oluşturacak olgunluğa erişir. Folikül çapı 20-24 mm. civarındayken kandaki östrojen düzeyinin kritik seviyeye ulaşması hipofizden ani şekilde LH salgılanmasını tetikler. Bundan 34-36 saat sonra folikülün çatlamasıyla ovülasyon (yumurtlama) olur.
Yumurtlamadan sonra, olgun yumurtanın atıldığı folikül yok olmaz. Renginden dolayı corpus luteum (sarı cisim) adını alıp, progesteron adı verilen gebelik için çok önemli bir hormonu salgılamaya başlar. Progesteron hormonu endometriyum üzerinde embriyonun tutunması ve beslenmesine yönelik değişiklikler yapar. Artık atılan yumurtanın döllenmesi ve uterusa gelip tutunması beklenmektedir. Corpus luteumun sekiz, on gün ömrü vardır. Gebelik gerçekleşmezse salgıladığı progesteron miktarı azalmaya başlar. Bu da bir müddet sonra endometriyumun dökülmesine, yani adetin başlamasına neden olur. Adetin ilk günü yeni dönemin de başlangıcıdır.
Eğer gebelik gerçekleşir ve embriyo implante olursa çevresindeki trofoblast isimli hücreler beta HCG (human chorionik gonadotrpin) isimli bir hormon salgılarlar. Beta HCG gebelik testlerinde tetkik ettiğimiz hormondur. Bu hormon corpus luteumu besleyerek progesteron salgısının devamını sağlar. Progesteronun varlığı adet kanamasını engeller, gebelik devam eder.
YUMURTLAMA ZAMANININ HESAPLANMASI
Ovülasyon ne zaman olur? Kadınlarda ovülasyon (yumurtlama) adet döngüsünün belirli bir gününde olmaktadır. Normal adet yirmi sekiz günde bir (21-35 gün) olur ve beş gün (1-7 gün) sürer. Kadınların çoğunda normal siklus bu şekildedir ve düzenlidir. 28 günde bir adet görüyorsanız (adetleriniz saat gibiyse) adetinizin ilk gününden itibaren saydığımızda ortalama 14. günde ovülasyon olmaktadır. Adet döngüleriniz kısa ya da uzunsa adetinizin döngüsü süresinden 14 gün çıkartarak ovülasyon zamanınızı hesaplayabilirsiniz. Örneğin, 35 günde bir adet görüyorsanız 21. gün civarında (35?14=21) ovülasyon olacaktır. Yumurtanın ovülasyon sonrasında 24 saatlik bir ömrü vardır. Özetlersek, kadınlarda ayda bir kez ovülasyon olmakta ve yumurta 24 saat canlı kalmaktadır. Erkek spermleriyse eğer bir problem yoksa ve sağlıklıysalar 72 saat canlı kalabilmektedir. Art arda ejakülasyon (erkeğin boşalması) sperm sayısında ve hareketli sperm oranlarında azalmaya yol açmaktadır. İşte bu nedenle, gebe kalma ihtimalinin artması için ovülasyonun ne zaman olduğunu bilmek ve buna göre cinsel ilişkide bulunmak önemlidir! Bir siklus süresince gebe kalınabilecek gün sayısının bu kadar az olması nedeniyle ovülasyonun belirlenmesi şansa veya hislere bırakılamayacak kadar önemlidir.
GEBELİĞİN OLUŞMASI
Başarılı bir üreme için asıl olan kadın ve erkek hücresinin birleşmesidir. Tüp bebek işlemleri sayesinde sperm ve oositin birleşmesi sonrasında oluşan değişiklikler laboratuarda gözlenebilmektedir. Testislerden epididime gelen spermler olgun olmalarına rağmen hareket ve dölleme yetenekleri tam olarak gelişmemiştir. Olgunlaşma süreci epididimde devam eder, kadın vücudu içinde tamamlanır.
Cinsel ilişkiyle vajina içine boşalan semende ortalama 200-300 milyon sperm vardır. Vajinanın ortamı spermler için uygun olmadığından (asit ortam) hareketli spermler rahim ağzı kanalındaki müküsün içine doğru ilerlerler. En hızlı olanlar hızlı bir şekilde müküse girer. Hareket kabiliyeti zayıf olanlarsa semenin büyük kısmını oluşturan salgılarla beraber dışarı doğru akarlar. Vajina içinde kalanlar vajenin asidik ortamı nedeniyle iki saat içinde hareketsiz hale gelir.
Spermler servikal müküs içinde kuyruk hareketleriyle yukarı doğru ilerler. Servikal müküs sağlıklı ve ileri doğru hareketli spermlerin seçildiği bir barikat görevini görür. Bir kısım sağlıklı sperm ise servikal kanalda bulunan yarıklar (kripta) içinde bekler ve 48 saat sonra bile yumurtaya ulaşıp dölleyebilir.
Servikal müküsü aşan spermler 100 milyonluk sayının büyük bölümünü kaybederek yollarına devam ederler. Rahim kasılmalarının da yardımıyla yumurtanın bulunduğu fallop tüpüne ancak 100 tanesi ulaşabilmekte ve bu da yumurtanın döllenmesi için yeterli olmaktadır. Bir spermin yumurtaya kadar yüzdüğü mesafe 10-15 cm. kadardır. Orantı kurulursa bir insanın saatte 200 km. yüzmesine eşittir. Hızlı bir sperm bu mesafeyi beş dakikada alabilir. Tüplere ulaşan spermler olgunlaşma sürecini henüz tamamlamamış durumdadırlar. Yumurtaya tutunup içine girebilmek için gerekli bazı değişimler ve daha hızlı hareket yeteneği son olarak tüplerde tamamlanır. Sağlıklı ve savaşçı spermlerin oosit ile buluşmalarında koku reseptörlerinin rol oynadığı tahmin edilmektedir.
Döllenme genellikle tüpün ortasındaki ampulla adı verilen geniş kısımda olur. Yumurtanın atıldıktan sonra döllenebileceği sürenin, kesin olarak bilinmemekle birlikte, 12-24 saat olduğu tahmin edilmektedir. Spermin dölleyebilme yeteneğini koruduğu süreyse 48-72 saattir. Bu uç örnekleri bir tarafa bırakacak olursak, gebeliklerin büyük kısmı yumurtlamadan önceki 3 gün içinde girilen ilişkilerle olur.
Yumurta çevresinde zona pellucida adı verilen kalın bir tabaka vardır. Zonanın görevi yumurtanın tek bir sperm tarafından döllenmesini sağlamaktır. Bir sperm başarılı olduktan sonra zona, diğer spermlerin oosite geçişine engelleyecek yapısal bir değişim geçirir. Hem sperm hem yumurta normal insandakinin yarısı kadar, yani 23 kromozom taşır. Sperm yumurta içine girdikten sonra kromozomlar birleşir ve kromozom sayısı 46 olur. Spermler ya erkek Y, ya kız X cinsiyet kromozomu taşır. Yumurtaya giren sperm X kromozomu taşıyorsa kız, Y taşıyorsa erkek bebek doğar. Yani, cinsiyeti belirleyen kromozom sperme bağlıdır. Dolayısıyla, kadınlara atfedilen erkek evlat doğuramama suçlaması yalandır.
Döllenen yumurta uterusa doğru yolculuğuna devam eder. Tüpten geçişi ortalama üç gün sürer. Bu arada da bölünmeye başlar. Embriyo rahme ulaştığında sekiz hücrelidir. Bölünmeye devam ederek kısa sürede 30-200 hücreli blastokist haline gelir. Embriyo rahim içine girdikten 1-3 gün sonra endometriyuma tutunur.
Yumurtlamadan 8-10 gün sonra kandan yapılan hassas beta HCG testleriyle gebeliği saptamak mümkündür. Sağlıklı bir gebelikte beta HCG düzeyleri her iki günde bir, iki katı kadar artış gösterir ancak istisnalar da olabilir.
Tıpta gebelik yaşı hafta olarak ifade edilir ve yumurtlama ya da döllenme tarihinden itibaren değil son adetin ilk gününden itibaren sayılır. Vajinal ultrasonografiyle gebeliğin 4,5. haftasında (yani, adet geçtikten 3-4 gün sonra) gebelik kesesi, 6. haftasında kalp atışları görülebilir.
Gebe kalmak amacıyla düzenli ilişkiye giren her dört kadından biri aynı ay gebe kalabilmektedir. Yumurtlama günlerine çok dikkat edilirse oran yüzde 30-40?a kadar çıkabilir. Korunmayan çiftlerin ilk üç ay içinde yüzde 57?si gebe kalabilmektedir. Altı ay içindeki oran yüzde 72,1, yılda ise yüzde 85?dir. Bu nedenle ?bebeğimiz olmuyor? diye bize başvurmadan önce 1 yıl deneme önerilmektedir. Yaşınız 35?in üzerinde ve ağrılı adet görüyorsanız bu süreyi altı ayla sınırlandırabilirsiniz. Tüp bebek ve diğer üreme tekniklerinin başarısını değerlendirirken ve bu tedavilerden beklentileri oluştururken de normal hayattaki gebelik oranlarını göz önüne almak gerekir. Ne doğada, ne de tedavilerde, hiçbir ayda yüzde 100 gebelik şansı yoktur.
Bu bölümde anlattıklarım size karmaşık görünebilir. Elbette bunların hepsini bilmeniz de gerekmiyor. Amacım bu karmaşık düzende ne kadar çok noktada sorun yaşanabileceğini ve infertilite tedavisine ihtiyaç duyulduğunda bunlardan ancak bilebildiklerimizi çözmeye uğraştığımızı hatırlamanız.
Özetle, gebe kalabilmek için beynin gonadotropinleri salgılaması, salgılanan gonadotropinlerin kadında overlerde muhatap bulabilmesi ve folikül gelişmesi gereklidir. Yumurtalıkların hormonal salgı ve yumurta kapasitesi yeterli olsa bile ovülasyon sonrasında oositin tüplerce yakalanması ve spermle karşılaşması için tıkanıklığı olmayan tüplere gelmesi gereklidir. Tabii ki uterus yoksa veya endometriyum hasarlıysa gebeliğin tutunabileceği bir yatak da olmayacaktır. Öte yandan, sperm de benzer süreçlerden geçerek vajene ulaşmaktadır. Testislerin yeterli sperm üretmesi yetmez. Genital organ anatomisinde bahsettiğim üzere üretra ile testis arasındaki kanalların da açık olmasıyla sperm dışarıya ulaşabilir. Tabii ki ejakülasyon tam bir cinsel birleşmeyle olursa spermler oosit ile buluşabileceklerdir. Anlayacağınız, bir bebek için saha şartları müsait, oyuncular anatomik ve fiziksel açıdan hazır ve bilgili, zamanlama da mükemmel olmalıdır. Bütün bunlara rağmen bebek sahibi olamazsanız ekibimiz sorunlarınızın çözümü için yanınızda olacaktır.
|