|
NE ZAMAN PROFESYONEL YARDIM İSTENMELİ?
İnfertiliteden Şüphelenme
Dr. Aytun Aktan
Siz ve eşiniz aileyi genişletme kararı almakta aceleci değilsiniz. Peki, ya sizi saran çevreniz? Onlar nikâh masasında ?evet? dediğiniz gün sizin ?her şeye, evet? dediğinizi düşünüp sizden bir bebek beklerler. Kimisi bu arzusunu rahatlıkla dillendirirken çoğu da size bunu anlatacak yan yollar seçerler. Siz hayatınıza müdahale edilmesinden rahatsız olsanız da eğer evliliğinizin bir yerinde çocuk sahibi olma arzusuna sahipseniz onlara çok da kızamazsınız. Peki, ?çocuk sahibi olma konusunda bir sorunumuz mu var? sorusunu kendinize ne zaman sormalısınız. Bunu bir sorun olarak algıladığınızda kimlerden, nasıl yardım istemelisiniz? Ben sizinle bu bölümde doğru zamanda, doğru kapıları çalabilmenizin önemini anlatacağım.
Kitabın başından buraya kadar size gebe kalmanın aslında nasıl karmaşık bir süreç olduğundan bahsettim. Ama kendiliğinden sağlanan gebelikler de bu karmaşıklığı hiç kimsenin düşünmediğini ve hatta istenmeyen zamanda yaşanan gebeliklerden nasıl da kolay vazgeçildiğini biliyoruz. Karmaşık dediğimiz bu düzen ahenk içinde çalışırken bir yerde problem olması çocuk sahibi olmak istediğiniz anda sizi hayal kırıklığına uğratabilir. Ama unutulmaması gereken başka bir gerçek de sağlıklı olduğunu bildiğimiz bir çiftin de korunmasız birlikteliğinde 3. ayın sonunda hamile kalma şansının yüzde 57, 6. ayın sonunda yüzde 72, 1. yılın sonunda yüzde 85 ve 2. yılın sonunda ise yüzde 93?lerde olduğudur. Rakamlardan da anlaşılacağı üzere, her çift ilk istediği ayda gebeliği yakalayamayabilir. O zaman kim, ne kadar beklemeli sorusuna cevap bulmak gerekiyor. Bizler klasik bilgilerimiz doğrultusunda bekleme süresini düzenli ve korunmasız birliktelikte bir yıl olarak söylesek de artık çeşitli nedenlerle anne olma yaşının ertelenmesinden dolayı; eğer kadının yaşı 35 altında ise 1 yıl, 35 yaşın üzerindeyse 6 ay olarak değiştiriyoruz. Hatta 40 yaş üzerinde hızlıca doktora başvurulması yumurtalıklar için çok kıymetli olan zamanın boşa harcanmamasını sağlar.
İstenen zamanda çocuk sahibi olmak belki de dünyanın en güzel şeyi ve siz bu hayalinizi her ay başlayan adet kanamanızla bir sonraki aya erteliyorsunuz. Yumurtladığınızı düşündüğünüz dönemlerde görev haline gelen birlikteliğiniz sizi de eşinizi de strese sokuyor ve artık evliliğiniz eski tadında değil. Buradan sonra dikkatli olmanız gerekiyor. Çünkü stres üremeyle ilgili hormonlar üzerinde olumsuzluklar yaratabilmektedir. Erkekler üzerindeki olumsuzluklardan bazıları, sperm sayısında, hareketlerinde ve spermin normal şekilli olma oranlarında ciddi düşme yapmasıdır. Sürekli negatif bir ortamda çalışan erkekler üzerinde yapılan bazı çalışmalarda erkeklerin üreme hormonu olan testosteron düzeylerinde azalma olduğu gösterilmiştir. Yine testosteron düzeyindeki azalmaya bağlı olarak libido denen cinsel istekte de ciddi bir azalma görülmektedir. Kadınlarda olan etkileri çok daha yoğun hissedilebilir. Birçoğumuzun çevremizde gözlemlediği, herhangi üzücü bir olay karşısında kadınların adetlerinde başlayan düzensizlik oldukça yaygın bir durumdur. Sadece duygusal anlamda değil fiziksel anlamdaki streslerde de adet düzenlerinde bozulma, dolayısıyla çocuk sahibi olmakta sıkıntı yaşanabilmektedir. Yoğun çalışma temposu, ağır fiziksel egzersizler, geçirilen ameliyatlar vs. fiziksel streslerdendir. Daha detaylandırmak gerekirse stres hipotalamus denen beyin içersindeki merkezden üretilen çok önemli bir üreme hormonu olan GnRH hormonu miktarını azaltmakta, bu da diğer alt merkezlerden salınan FSH, LH gibi hormonların salınımını bozmakta ve ovülasyon dediğimiz yumurtlamayı bozmaktadır. Bu da karşımıza ciddi bir infertilite tablosu çıkartabilmektedir. Gebe kalmak için harcanan sürede artan stresin sosyal anlamda da bazı olumsuz sonuçları olmaktadır. Kendini yetersiz, eksik hissetme, topluma karşı tam bir aile olamama kompleksi gibi sıkıntıları yaşamanıza neden olabilir.
Aslında bir bütün olarak değerlendirilmesi gereken gebelik sürecini anlama kolaylığı sağlaması için basamaklara ayırmak faydalı olabilir. Bunlar:
? Ovülasyon, yani yumurtlama zamanında eşlerin birlikte olması,
? Sağlıklı, olgun yumurtanın yumurtalıktan atılması,
? Vajen üst bölümünde bulunan rahim ağzında kuvvetli, iyi kalitede spermin bulunması,
? Besinden zengin rahim içi salgısının bol olması,
? Sperm ve yumurtanın buluşabilmesi için fallop tüpleri dediğimiz kanalların açık ve hastalıksız olması,
? Rahmin içersini döşeyen endometriyum tabakasının yeterli kalınlıkta ve olgunlukta olmasıdır.
Bu faktörden herhangi birinde anormallik olduğunda infertite olgusundan bahsedebiliriz. Çiftlerin korunmayı bıraktıkları zaman birçok faktörü göz önünde bulundurmaları gerekmektedir. Kadın ve erkek vücut fonksiyonlarını sorgulamalı ve herhangi bir terslikten şüphelendiklerinde bir hekime başvurmaları yerinde olacaktır.
Kadınların yaklaşık yüzde 5-7?sinde görülebilen yumurtlama fonksiyon bozukluğuyla gidebilen polikistik over sendromundan (PCOS) bahsetmek burada yerinde olacaktır. Bu birtakım işlev bozukluklarıyla giden önemli bir hormon düzensizliğidir. Tam olarak ortaya konmasa da muhtemelen genetik bir geçiş göstermektedir ve birçok belirtisi vardır. Normalde kadınlar 21-35 gün arası adet görmektedirler. Polikistik over sendromunda adetler gecikmeli olmaktadır. Sıklıkla bir adetin başlangıcından diğer adetin başlangıcına kadar olan süre 35 günü aşar. Bunun yanında hormonal düzensizlik nedeniyle tüylenmede artış, hastaların yaklaşık üçte birinde de göğüslerden süt gelmesi şikâyeti olabilir. Bu hormon düzensizliğinin mekanizmasından kısacık bahsetmek istiyorum.
Normal koşullarda kadınlık hormonu olarak bilinen östrojen ile erkeklik hormonu testosteron vücutta belli bir denge içinde üretilir. Bu iki hormon arasında çok hassas bir denge bulunmaktadır. Az miktarda salgılanan testosteron miktarındaki artış bu sendromun en önemli bulgusudur. LH hormonunun yükselmesiyle artan testosteron nedeniyle kadınların yumurtlama işlevleri bozulmakta ve dolayısıyla hamilelik şansları azalmaktadır. Bu durum şeker metabolizmasıyla da çok yakından ilgilidir. İnsüline (glikoz denen kan şekerinin hücrelerin içine alınmasını sağlayan hormondur) karşı artmış bir direnç vardır ve bu kişilerde gizli şeker (bozulmuş glikoz toleransı) veya hayatlarının ilerleyen dönemlerinde şeker hastalığı (diyabet) çıkma ihtimalini arttırır. Vücudunda kıllanma artışı, sivilcelenme, ciltte yağlanması olan, fazla kilolu, ailesinde şeker hastalığı bulunan kadınların hamilelik planlamadan önce veya korunmayı kestikten sonra bir süre gebe kalamadıklarında zaman kaybetmeden bir hekime başvurmaları yerinde olacaktır. Bu hastalıkla başa çıkmanın tek yolu ilaç kullanmak değildir, yaşamınızdaki bazı değişikliklerin de size çok faydası olacaktır. Bunun için Dr. Murat Berksoy?un bölümüne göz atmanızda fayda var.
Adet süreci iki bölüme ayrılmaktadır; folliküler faz ve luteal faz olarak tanımlanmaktadır. Adet düzensizliği durumlarında genellikle luteal faz yetmezliği söz konusu olmaktadır. Bunun anlamı, progesteron dediğimiz hormonun gebeliğin yerleşeceği rahim iç dokusunun hazırlanmasında, embriyonun tutunması aşamasında (implantasyon) ve gebeliğin devamında yetersiz kalmasıdır. Dolaysıyla, kadınların adetlerini iyi takip etmeleri, hatta kaydetmeleri, tekrarlayan düzensizliklerinde doktora başvurmaları ve basit bir tedaviyle bu durumun düzeltilmesi uygun olacaktır.
Kadınların korkulu rüyası olan meme kanseri için önerilen aylık, kendi kendine muayene sırasında fark edilen göğüsten süt gelmesi bir infertilite sebebi olabilir. Normalde lohusalık döneminde (doğumdan sonraki değişim süreci) salgılanması gereken prolaktin hormonu (süt hormonu) uygunsuz halde başka zamanlarda da salgılanabilir. Böyle durumlarda yumurtlamada bozukluk ve luteal faz yetmezliği denen ve erken dönemde düşüklere yol açan sıkıntılar yaşanabilir. Prolaktin hormonu yüksekliği göğüslerden süt gelmesinin yanında adetlerde gecikme, kıllanma artışı, sivilce gibi belirtiler de vermektedir. Bu belirtileri de akıllarınızda tutmalısınız. Tedavisi oldukça basittir ve haftada iki kez kullanacağınız bir ilaçla çok zaman sorun çözülmektedir. Prolaktin düzeyindeki artışa göre farklı araştırma ve tedaviler önerilmektedir.
Kadınların infertil olabilecekleri konusunda şüphe uyandırabilecek başka bir sebepse, daha önce geçirmiş oldukları çeşitli genital enfeksiyonlardır. Daha önce çok eşli ve hiyjenik olmayan cinsel hayatları olan kadınların bunu sorgulamaları gerekmektedir. Yoğun vajinal akıntı, kasıklarda ağrı, ateş gibi bulgular nedeniyle ayaktan veya hastanede antibiyotik tedavisi almış kadınların bu olayları hatırlamaları gerekmektedir. Bu enfeksiyonlar tüpler üzerine olumsuz etkileri yüzünden gebeliği engelleyebileceği gibi rahim içersini döşeyen endometriyum dokusuna da zarar verebilir. Endometrit diye adlandırılan bu hasar yüzünden embriyo oluşsa bile anne rahmine tutunma (implantasyon) sürecinde problem yaratabilir. Ayrıca, fazla sayıda ve ileri haftalarda, hiyjenik olmayan ortamlarda kürtaj olmuş olmak hamileliğin olmaması için önemli sebeplerden olabilir. Burada da rahim içinde çeşitli yapışıklıklar oluşmakta ve embriyo rahim içinde tutunabileceği uygun ortamı bulamamaktadır. Bunları yaşamış kadınların normalden farklı olarak ağrılı adet ve kanama miktarında azalma belirtileriyle giden durumlar yaşandığında gebelik planlamadan önce hekime başvurmaları gerekmektedir.
Yumurtalıklarla ilgili geçirilmiş her türlü ameliyat ya da karın içerisinde başka nedenlerle yapılmış ameliyatlar da infertilite sebebi olabilmektedir. Yumurtalıklarda oluşacak doku kaybı rezerv dediğimiz folikul havuzunu zayıflatır. Yumurtalıkların erkenden yaşlanmasına ve dolayısıyla çocuk sahibi olmakta gecikme ya da zorlanmaya yol açabilir. Farklı şekilde karın içinde geçirilmiş başka ameliyat ya da yaygın enfeksiyonlar da tüplerde fonksiyon kaybına yol açarak infertiliteye neden yaratabilir. Geçmişte böyle ameliyatlar geçiren kadınların çocuk istemeleri durumunda hekime müracatta gecikmemeleri gerekir.
Sosyal yaşantıda kadının kariyer beklentilerindeki artış nedeniyle gebelik yaşının geciktirilmesinden dolayı endometriozis diye bilinen ve gebeliğe engel olabilecek hastalık giderek artan bir oranda karşımıza çıkmaktadır. Endometriozis, rahmin içersini döşeyen tabaka olan endometriyumun rahim dışarısında olması durumudur. En önemli belirtisi, ağrılı adet görme ve kasık ağrısıdır. İlerleyici ve yumurtalığı harap edici bir hastalıktır. En sık yumurtalıkları, fallop tüplerini ve karın alt bölgelerini tutmaktadır. Yumurtalıkları tutması durumunda çikolata kistleri diye bilinen endometrioma halini alır ve yer kaplayan kitle olarak yumurtalık rezervini olumsuz etkiler. Fallop tüplerini tutması durumundaysa yapışıklıklara neden olarak tüplerin çalışmasını bozabilir. Bu hastalığın kesin tanısını laparoskopi dediğimiz karın içersine fibro-optik sistemle bakılarak ve patolojik tetkikle koyabilmekteyiz. İlerleme göstermesi nedeniyle önemli bir hastalık olup erken tanı çok önemlidir. Ağrılı adet ve cinsel ilişkide ağrı yaşayan kadınların böyle bir hastalığı akıllarına getirip hekime başvurmaları gerekir.
Çocuk sahibi olmak çiftin sorumluluğu olduğundan kadınlar kadar erkeklerin de kendi vücutlarını tanımaları gerekmektedir; o yüzden nelere dikkat etmeleri, neyi ne zaman sorgulamaya başlamaları gerektiğini bilmeleri önemlidir. Testisler, yani erkek yumurtalıkları kadınlardakinden farklı olarak vücudun dışındadır. Bunun sebebi, sperm hücrelerinin vücut sıcaklığından yaklaşık bir derece daha soğuk ortamda bulunması gerekliliğidir. Testis sıcaklığını arttıran bazı alışkanlıklar, ki sürekli oturarak çalışma, uzun yol şoförlüğü, sıkı ağlı çamaşır, pantolon giymek veya sürekli ayak ayak üzerine atmak, spermler üzerinde negatif etki oluşturabilir. Sperm sayısında, hareketinde olumsuzluklar yarattığı kanıtlamış bu değiştirilebilir alışkanlıkların terk edilmesi faydalı olacaktır. Çünkü sperm üretimi yaklaşık yetmiş iki gündür ve gebelik planlayan çiftlerin en azından bu süreçte alacakları önlemlerin yararı açıktır. Mesela, sigara ve alkol alışkanlıkları da bu süreçte terk edilmesi gereken alışkanlıklardandır. Nasıl ki kadınlara meme muayenesini öneriyoruz, erkeklerin de testislerini zaman zaman kontrol etmeleri, boyutlarını karşılaştırmaları, ellerine herhangi bir kitle geldiğinde doktora gitmeleri gerekir. Varikosel denen basit olarak testislerde damarlanmanın artması, oldukça sık görülen önemli bir infertilite sebebidir. Ağrılı ya da ağrısız olabilir, testiste şişkinlikle gider. Testisteki damarların genişlemesiyle testis sıcaklığının artması ve bunun da sperm üretimini olumsuz etkilemesi şeklinde kendini gösterir. Tedaviye ihtiyaç duymadan, doğal süreçte çocuğu olan erkeklerde yüzde 15, infertil erkeklerdeyse yüzde 25 sıklıkla görülür. Özellikle sperm hareketlerini olumsuz etkileyip varlığından şüphelenildiğinde tedavisi için üroloji doktoruna başvurmak gerekir.
Gebe kalmak isteyen bir kadın için en ideal yaş, vücudunun fiziksel olarak olgunlaşmış, üreme sisteminin en hassas olduğu ve genetik bozukluğu olan bebek doğurma riskinin en az olduğu dönem olan yirmili yaşların ortası diye söylenebilir. Ancak sosyo-ekonomik açıdan bakıldığında bu yaşın geciktirilmesinin de bazı avantajları olabileceğini düşünebiliriz. Genç yaşta anne olanlara göre yaşı ileri olan kadınların daha eğitimli oldukları, daha iyi iş imkânlarının olduğu ve gelirlerinin daha iyi olduğu, dolayısıyla çocuklarına maddi anlamda daha iyi yaşam olanakları ve daha iyi eğitim şansları sunma imkânları vardır. Bir tarafta kalite ve sayısı azalan yumurtalar, diğer tarafta değişen hayat koşulları arasında kalan gebelik planları çiftleri zorlamaya devam etmektedir.
Kadınlar yemek alışkanlıklarını, yaptıkları egzersizin ağırlığını, kilo alma ve vermelerinin miktarını ve üzerlerindeki stres şartlarını çok iyi değerlendirmek durumundadırlar. Bunların hepsi bütün kadınların da bildiği üzere doğrudan adet düzensizliğine yol açabilmektedir. Hem kadın hem de erkek üzerinde aşırı egzersizin, kilo alıp vermenin birçok olumsuzlukları bulunmaktadır. Vücut ağırlığının normal sınırlar içersinde tutulması, yenilen yemeklerdeki yağ oranının yüzde 20- 30 arasında olması üreme sağlığı için çok yararlıdır. Üreme sağlığı açısından vejetaryenlerin diyetine çinko eklemeleri gerekmektedir. Sadece hayvansal proteinlerde bulunan çinko üreme sağlılığında önemli bir yer tutar. Antioksidan olarak bilinen E ve C vitaminlerinin düzenli alınması da vücuda zararlı olduğu bilinen serbest oksijen radikallerinin etkisizleştirilmesinde faydalı olmaktadır. Her zaman için doğal besinleri ve mevsiminde tüketilen meyve, sebzeleri tercih etmek genel yaşam anlayışınızın içinde olmalıdır.
Stres faktörleri, hayat koşulları, beslenme düzeni gibi kullanılan ilaçların da sorgulanması, bunların gebe kalmadan önce doktorunuz tarafından gözden geçirilmesi faydalı olacaktır. Beyin-sinir sistemini etkileyen ve bağımlılık yaratan ilaçların bütün sistemler üzerinde olduğu gibi üreme sistemi üzerinde de olumsuz etkileri bulunmaktadır. Eğer böyle ilaçlar kullanılıyorsanız neden hamile kalamıyorum demeden, bu ilaçların kullanımıyla ilgili profesyonel yardım almayı düşünmemiz gerekmektedir. Bazı ilaçlar gebelik sağlandıktan sonra doz değişikliklerine ihtiyaç duyacaktır ya da değiştirilmesi, kesilmesi gerekecektir.
Şimdiye kadarki bölümlerde bebek sahibi olmak için verilen kararın ardından yapılması gereken hazırlıklardan, vücudun normal işleyiş düzeninden, sık rastlanılan birtakım hastalıklardan bahsettim. Peki, hamilelik sürecini hızlandırmak için neler yapılması gerekmektedir?
Gelişen tüp bebek tedavi teknikleriyle üremeyle ilgili sorunlar daha kolay ortaya konmaktadır. Aslında infertil çiftlerin sayısı zaman içerisinde patlama gösterecek kadar çok artmamakla birlikte, bahsettiğim sebeplerden dolayı korkulu rüya olmaktan çıkmış, tedaviye daha kolay ulaşılır bir hal almıştır. Ne zamana kadar çiftler kendileri gebe kalmayı denemeleri derseniz, bunun doğru zamanda, yani yumurtlamanın olduğu dönemi tespit ederek denenmesi önemlidir. Bir önceki bölümde yumurtlama dönemini saptamakta bazı sinyallerin nasıl anlaşılacağından bahsedildi. Daha pratik olarak eğer düzenli adet görüyorsanız genellikle yumurtlama adetin 12-14. günleri arasında olmaktadır. Hamileliği planlayan ve ilk başta bilgi sahibi olmak isteyen çiftlere önerim, adet bitiminden bir hafta sonra başlamak kaydıyla üç kez gün aşırı eşleriyle birlikte olmaları yönündedir. Yumurtlamanın bu dönemde olması daha ihtimal dahilinde olduğu için bu dönemi kaçırmamak, bu dönem dışındaysa normal cinsel yaşantıya devam etmek çiftleri fazla yormamaktadır.
Günümüzde doğurganlık oranlarının azalmasında en önemli nedenlerden bazıları, kadınlar arasında eğitim ve kariyere devam etme arzusunun artması, geç evlilik ve boşanma oranlarında artma, korunma yöntemlerindeki gelişmeler olarak sıralanabilir. Önemli olan infertiliteden şüphelenilmeyi bilmek ve zaman kaybetmeden profesyonel yardım alma konusunda doğru adreslere başvurulmaktır. Unutmayın bazı durumlarda geç kalmak en önemli sorun olup size ?keşke? dedirtebilir.
|